Vatandaş itimadını yitirip; '' Siyaset; Yalan, hırsızlık, rüşvet, iltimas, şantaj vb üzerine kurulu '' demeye başladıysa, gidişat hayra alamet değildir. Ne kadar güzel şeyler, övünülecek, takdire değer hizmetler yapılmış olsada; İnsanlar siyasete, siyasetçiye güvenini yitirir. Bu en çok siyaset üzerinden çıkar - menfaat gözetenlerin önünü ( yolunu ) açar.
Maalesef ülkemizde siyasetçiler, hatta, bazı liderler yalanı alışkanlık haline getirdikleri için; Toplumun siyasete ilgisi, geleceğe dair beklentileri olumsuz istikamette ilerlemektedir.
Yalan, beraberinde popülist söylemide getiriyor. Bu da ayrı bir mesele.
Galiba siyasetin ( politikanın ) geçmişten bugüne sıkışıldığında tercih edilen yadsınmış, olağan kabul edilmeye başlanılan yolu. Siyasetçiler, yalan sayesinde manipülasyon yapıyor, taraftarlarını teskin ediyorlar. Yalan bazen o kadar inandırıcı hale geliyor ki, hakikatin bile önüne geçebiliyor.
Siyasetçilerin dil sürçmesi değil, bilerek yalan söyledikleride oluyor. Bu yalan ve saçmalamaları zaman içerisinde yadırganmamaya başlanılıyor. Hani, sadece gerçekler ( hakikatler ) üzerinden siyaset yapmak isteyenler azınlıkta ve yadırganır oluyorlar. Popülizm rüzgarı toplumun tüm katmanlarını derinden etkilemeye, yönlendirmeye başlıyor. Global, emperyalist güçlerin arzu ettiği ortamda budur.
Allah ü Teala " Yalan sözden kaçının " (Hac, 22/30) buyurmuştur.
Oysa, müslüman ne olursa olsun yalan söylemez. Sadece siyaset alanında değil hiç bir konuda yalan tasvip edilmez. İslâm ahlakı doğruluk ( dürüstlük ) üzerine bina edilmiştir. Yalan söylemek; Büyük günah ( haram ) lardandır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: " Yalan, imanın karşıtıdır. Kişi yalan söyledikçe, imanı o kadar azalır. " (Buhari) Hakikaten yalan dilin afetidir, kirlenmesidir. Yanlışı yalanlarla inşa etmek, insanları kandırmak müslümana yakışmaz. Hiç bir mazeret yalanı mazur gösteremez. Yalan, kalbi karartır, küfre götürür.
Demokrasi ve politika, bugünkü Yunanistan ( Atina ) merkezli düşünce ve yönetim anlayışı olarak doğmuş; Aristo bile demokrasiyi çoğunluğun (fakirlerin) kamu yararı yerine kendi sınıfsal çıkarlarını gözettiği, yasaya saygının azaldığı yozlaşmış bir yönetim biçimi olarak tanımlamıştır.
Demokrasi çoğunluğun iktidarı olarak tarif edildiği gibi; Çoğunluğu sevk ve idareye azmetmiş iyi veya kötü zihniyetlilerin ( yozlaşmış ) sevk ve idareyi ele geçirme ihtimali yüksek olan bir rejim - sistem haline dönmüştür. Özellikle Batıda Krallıkların ve Kilisenin çoğunluğu ezer hale gelmesi 17 yüzyılın ortalarından itibaren demokrasi ve cumhuriyet fikrinin güçlenmesine sebep olmuştur.
Hülasa edecek olursak; İslamda dürüstlük temel esastır. Dürüstlük ve sadakat ( sıdk ) erdem ve imanın omurgası kabul edilir. Saygı ve utanma duygusuyla beslenir. Dürüstlük aynı zamanda güzel ahlaktırda. Malum Hazreti Peygamber '' Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim '' buyurmuşlardır. Dolayısıyle müslüman asla yalana tevessül etmez, itibarın, güvenin sarsılmasına fırsat vermez. Hileye, hıyanete pirim vermez. Bizlere dürüst olmak yakışır. Dolayısıyle müslüman topluma dürüst politikacılar - siyasetçiler yakışır. Vesselam...

