Onlar mazide kaldı. Necip Fazıl Kısakürek, ya da ne bileyim Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Arif Ay, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt ve benzeri gibi ses getiren şairler yok diyorlar. Sakın kolaycı cevaplar vermeyin. Siz, şiir yolunda yürüseydiniz muhakkak yeni şairlere de denk gelirdiniz.
Benim hayatım dört mevsim. Sonbahar çocuğu olarak doğmuşum. Yaz bitmeyecek sanıyordum ancak her gören yapraklar sarardı diyor. Kışıda ilkbaharıda harmanlayıp yaşamışım.
Ben karamsar değilim. Çoğu insanın olmaz dediği şeyin esasen doğru ve olur olduğuna kaneat getirmişsem, benim düşümcem odur. Desinlere, kalabalıklara yahut kolaycılığa yeltenmem. Zor yaşadım. Zorluklara katlandım. Kolay şeyler sahici gelmiyor bana. Hele kolay elde edilenleri kelepir görmekten ziyade neden diye sorglarım. Dedim ya ben Sonbahar çocuğuyum, kışa hazırlıklı yaradılmışım.
Şüphesiz inanmanın insana verdiği huzur mu desem mutlulukmu desem, güven diye de tanımlayabileceğimiz yürek ve beyin rahatlığı oluyor insanda. Düşünsenize ne olursa olsun Allah(cc) var gam yok '' diyor, geçiyorsunuz. Buna tevekkül diyebilirsiniz. Hatta, sabredenlerden olma arzusu da diyebilirsiniz.
Nerede bulunduğumun, nereye, kime baktığımın bir önemi yok. İnsanoğlunun muazzam azmi; Azametli, bir o kadarda gösterişli eserler seriyor önümüze. Ne olursa olsun arz muhteşem, arş muhteşem, beşerin yaptığı zerre kalıyor. Fani yani. Baki olan ise, kalıcı ve büyüksün dedirtiyor.
İnternet bağımlılığı diye bişi var. Öyle olmasa telefonumuzla yatıp kalkarmıyız. Ya da ne bileyim bilgisayarla bu kadar haşir neşir olurmuyuz.?! Özellikle gençler daha müptela ama bizlerde az vakit harcamıyoruz. Öyleyse bunu daha faydalı hale getirmeliyiz. Mesela ben çok güzel dostlar, kardeşler edindim. Bazen ben bazen de onlar beni arıyorlar. Bu zamanda muhabbet edecek birini bulmak kolay mı sanıyorsunuz.?!
Adam; '' Bana selahiyet verseler 65 yaş üstü kimseleri şehirlerde yaşatmam. Ya köyüne git ya sayfiye bir yerde yaşa veya ne bileyim; emekliler için 5 - 10 metre kare çicek ekebileceği, süpürebileceği bahçesi olan evler yapar oralarda yaşatırdım. '' diyor. Hepimizde her an yeni fikirler. Neticede bu yoğun trafik ve insan hengamesi içerisinde tembelliğimizin bir göstergesi diyorum.
Bittimi harfler, kelimeler. Anlatacak bişi kalmadı mı ? Şair '' gök yüzüne bak '' demiş. Baktın mı ?! Ne bileyim kalk; Odanın penceresinden dışarı bak. Çocuk iki arkadaşını kovalıyor. Bir bağırış, çığlık. Oyun mu oynuyorlar, yoksa, döğüşüyorlar mı ? Çocuklar varken evimiz sokaktan öte, cadde gibiydi. Ne kadar hareketli, bir o kadarda gürültülüydü...
Her nesilde yeniden kurulur dünya. Hayaller, beklentiler, kızgınlıklar, sevgiler; Dahası sonuçlanmayan aşklar. Zannederler ki, sadece kendileri yaşıyorlar. Düşünmezler benzer şeyler defalarca yaşandı. Ne Mecnun, ne Ferhatlar, ne Şirinler, Leylalar yürüdü bu defalarca yenilenen kaldırımlarda..
Üstad Ressam Erol Ulu serzenişte bulunarak '' Terazisini öne koymayan pazarcıdan mal almam. Arkalarını dönüp tartıyorlar '' paylaşımında bulunuyor. Hakikaten eski, saygın esnaf profili zedelendi. O cömert, garibana '' bu da benden diyen '' esnaf kalmadı.
Sordular, '' bu ayın enflasyonu ne olur '' Adam '' yahu ben TUİK miyim nerden bileyim. '' diye cevap verdi. Öteki, patates, soğan yine yükseldi. Yaşlı adam '' eskiden kuru fasulye konuşulurdu. Şimdi, patates, soğana kadar düştü. Ama en acısı ahlak, erdem depoya ambalajlandı. O daha kötü. '' dedi.
Bende gazeteciyim; Saklayacak, gizleyecek bişeyim yok. Tezgaha serdim neyim var neyim yok. Kuzey rüzgarını ardıma almışım. Yürek yangınıma körük olur. Sen dünyalık derdindesin ben Mevlaya sığınma derdinde.
Ayaküstü bir kaç dakika lafladık. İyi geldi. Hani '' muhabbet imandandır '' ya, bir araya gelip böyle küçük bukleler halinde muhabbet etmemiz lazım. Yanlız uzatmayalım, bir kaç dakikayla sınırlayalım. Öyle ya çabuk bıkkınlık olmasın. Lezzetiyle devam etsin muhabbetimiz. Ayrılırken elini kalbine götürüyorsun ya, öyle anlamlı buluyorum ki; Cansın, kardeşimsin, Allah (cc) için samimiyiz diyorsun. Benimde elim yüreğimde Vesselam.

